SELMAN KÜRŞAT BALCI : Nâstan Bir Meşale, Ziya Gökalp ...

selman-kursat-balci--nstan-bir-mesale-ziya-gokalp-

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir , Turan…
19 Mart 2019 Salı 21:41

 “Nabızlarımda vuran duygular ki tarihin,

Birer derin sesidir, ben sahifelerde değil,
Güzide, şanlı, necip ırkımın uzak ve yakın
Bütün zaferlerini kalbimin tanininde,
Nabızlarımda okur, anlar, eylerim tebcil.

Vatan ne Türkiyedir Türklere, ne Türkistan
Vatan, büyük ve müebbet bir ülkedir: Turan…”

Büyük davalar ancak mefkurelerini yaşayacak ve yaşatacak fikir adamları sayesinde yükselebilir. Ziya Gökalp devletin ve milletin içinde bulunduğu buhrandan kurtuluş reçetesi olarak gördüğü “Türkçülük” fikriyatının hem önderi hem de neferi olarak bu mefkure ile ebedileşmiştir. Yahya Kemal, “Fikir denilen meşale o imiş, onun peşinden yürüyoruz.” sözüyle Gökalp’in önemini ve fikri önderliğini nasıl da ortaya koyuyor.

            Ziya Bey, müsavat kavramının aynı Umar ibn Al-Khattāb (Hz. Ömer) gibi vuku bulmuş haliydi. Onun Türk ulusu, Türk devleti tasavvurunda ve Türkçülük anlayışında  mensubiyet, ancak hissiyat ve kaideleri benimseyiş binaenaleyh her insana eşit bir yaklaşım ile olmuştur. O sağlam duruşun, doğru sözün timsalidir. Henüz ilkokul yıllarında arkadaşları tarafından “asla yalan söylemez” olarak nitelendirilmiş ve nâstan daha o yıllarda parlayan bir güneş olduğunu orta koymuştur. Gökalp çok okuyan, düşünen ama sadece yeri geldiğinde konuşan biridir. Çok okumasının yanında mektep derslerine pek ağırlık vermemesi kendisini muallimler nezdinde tembel bir öğrenci hükmüne sürüklemiş hatta çözdüğü sorularda dahi öğretmenler kopya çektiği şüphesine defalarca kez kapılmışlardır. O, bu durumu “ Ben çocukken cehdi iradeden mahrumdum, fakat kendi kendime sevdiğim kitapları okumak içingayet şiddetli bir vecdi iradem vardı.” şeklinde açıklıyor.



            Göaklp’in çocukluk yıllarına ait en büyük şanslarından birisi babası Tevfik Efendi’dir. Tevfik Bey, Namık Kemal’in öldüğü gün ona “Sizin en büyük hocanız ve milletin en büyük adamı” dediği şairi anlatır,“İşte, sen bu adamın arkasından gideceksin! Onun gibi vatanperver, onun kadar hürriyetperver olacaksın!” der ve Gökalp’i Türk milliyetçilerine şimal tayin edecek tarih belki de o an devreye girmiş olur.

            Ziya Gökalp bir ilim eridir. İttihat Terakki Cemiyeti’nin Merkez-i Umûmi üyeliğine seçildiğinde, ilk toplantıda ona gençlerle ilgilenmek ve onları cemiyetin ideallerine bağlamak görevi verilir. Gökalp, işe “Gençlere ferdi ve milli ahlak telkin etmek” maddesiyle başlar çünkü sağlam bir ilişkiyi meydana getirebilecek olan manevi bağı, yalnızca ahlakta görmektedir. Bu görüşüyle kendisinden sonra gelecek olan mütefekkirlere de ufuk çizer. Nitekim ulu Türkçü Hüseyin Nihal Atsız “ Ahlak millet yapısının temelidir. O olmadan hiçbir şey olmaz.” sözüyle ufku takip etmektedir. Gökalp’in ileri bir ahlak olarak terbiye anlayışı üç kısımdan meydana gelmektedir: Türk terbiyesi, İslam terbiyesi, Çağ terbiyesi. Çünkü o biliyordu ki fertleri, mukaddes gayeler için ölmeye sevk eden vecd, din ve milliyet hislerinden ibarettir. İşte bu anlayışın sonucunda ictimai ilmihalimizi “Türk milletindenim, İslam ümmetindenim, Garp medeniyetindenim” sözüyle açıklıyordu. 

            Gökalp’in toplum anlayışı birlikten geçmektedir. O, ayetlerde ve hadislerde Allah’ın rahmetinin birlik yapanlar üzerine olduğu, yalnızcılık yapanların kınandığı anlayışı ile infiratçılığı tasvip etmez. Toplum birlikteliğini toplumu oluşturacak olan ferdi eğitmekte görür ve “Milliyetin kökü gönüllerdedir.” sözü ile gönül birlikteliğini amaçlar. Onun; 

“Yurtta birkaç can olmaz,/ Birden çok vicdan olmaz,/ Ortaklı canan olmaz,/ La ilahe illallah!                                                                                                                                   Gövdelerde kesret var,/ Gönüllerde vahdet var,/ Fertler yok cemiyet var,/ La ilahe illallah!” ilahisi bunun bariz göstergesidir.

            Gökalp, milleti bir manevi birlik, kültür birliği olarak görür. Milli kültür içinde temel taşı olarak lisanı benimser çünkü dil, fikirlerin ve duyguların taşıyıcısı, geleneklerin ve göreneklerin nakledicisidir. Nevzat Kösoğlu’nun dediği gibi “aynı dili konuşanlar, aynı arzu ve temayüllere, aynı vicdan ve zihniyete sahiptir.” Ziya Gökalp lisanın yerini bir dörtlükle şöyle açıklar: “Türklüğün vicdanı bir/ Dini bir, vatanı bir/ Fakat hepsi ayrılır/ Olmazsa lisanı bir.”

            Gökalp, mütefekkirliğinin yanında dik duruşun ve vazgeçmeyişin yegane ahdi idi. Osmanlı İmparatorluğu’nun I. Cihan Harbi’nden yenik ayrılması sonucunda kendisini fesheden İttihat Terakki’nin ileri gelenlerinin bir çoğu muhtemel gelişmelere karşı yurt dışına çıkarlar. Gökalp kendisine de aynı teklifi yapanlara, “Memlekette işlenmiş hiçbir suçum yoktur. Bu sebeple katiyen kaçmayacağım. Ölürsem de bu topraklarda ölürüm.” der. O Divan-ı Ali’nin Bozkurdudur. Mahkemenin son duruşmasında kendisine, “ Türkler tarafından bir Ermeni katliamı olmuştur. Bunda fetva’yı siz vermişsiniz. Buna ne dersiniz?” diyen mahkeme reisine: “Milletinize iftira ediyorsunuz! Türkiye’de bir Ermeni katliamı değil, bir Türk-Ermeni vuruşması olmuştur. Bizi arkadan vurdular; biz de vurduk!” der. Gözleri fal taşına dönen Nazım Paşa: “Demek tehciri de mazur görüyorsunuz.” diye hiddetle bağırınca, Gökalp, bozkurt duruşuyla ve Diyarbakır şivesiyle, “Tebi.” demekten geri durmaz. Mahkeme sonucunda 28 Mayıs 1919 günü altmış altı kişi ile birlikte Malta’ya sürgüne gönderilir. Mahkeme salonundan çıkarken Haşim Nahit’e, milliyetçilerin ne yapmaları gerektiğini bildiklerini ve Mustafa Kemal’den de ümitli olduğunu söyler. 

            1924 yılı başlarında sağlığı bozulan Gökalp 25 Ekim 1924 günü saat 04.49’da ebediyete uçarken arkasında birçok birleşmiş gönül bırakmıştır. Atsız Bey’in, “Gönülleri birleşenler ölse de bir gün/ Gök kubbede kalacaktır seslerinden ün.” dizeleri misali mefkure aşkı ve Turan ülküsünün sönmez ateşini gelecek ruhlara işlenmek üzere geriye bırakmıştır.

Tozda dumanda ferman okunmaz, diyor atalarımız. Tarih Türk milletini bir Ziya Gökalp’e daha malik kılmayabilir fakat Türk milletinin yeni Kızıl Elma’sını tayin etmek, kendi kucağından dallanarak büyüyen “Ülkücü Türk Gençliğinin” asli görevidir.

Haberin etiketleri:

SELMAN, KÜRŞAT, BALCI


Haber okunma sayısı: 241

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

TEVFİK BALA : HAYDEEE, YENİ FIRSATLARA…

İngiltere liderlerinden Churchill’in söylediği ; “Türkiye solarsa sulayın, uzarsa budayın” ...

LEYLA DÜZEL : HAYDUT VE AVARELLERİ SES VERİN

İki gündür tıs yok bu zilletin Cücük Ortağı, FETÖ'nün Arka Bahçesi, CHPPKK'nın Don Lastiği Güdük

AHMET ŞAFAK : Zamanın ruhu ve ülkücülük

Biz aykırı nesildendik: Çünkü bize fikir ustalarımız şöyle öğretmişlerdi: Toplumlar aynı zamanda

YILDIRAY ÇİÇEK : Yaşasın Türk devleti

HDP’li belediyelerin terör örgütü PKK dışında iradesi yoktur.

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL