Sinan Ateş Ülkü Ocakları’nın Kadın Vizyonunu Anlattı

sinan-ates-ulku-ocaklarinin-kadin-vizyonunu-anlatti

Kadına Yönelik Şiddet Beka Meselesidir
19 Ekim 2019 Cumartesi 19:01

 Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş, MHP Genel

Başkanı Devlet Bahçeli’nin himayelerinde gerçekleşen

“Toplum, Kadın ve Şiddet” konularının sorunlar ve

çözümleriyle birlikte, disiplinler arası ele alındığı 1. MHP

KAÇEP Sempozyumu’nda konuştu. Genel Başkan Sinan Ateş



1. MHP KAÇEP Sempozyumu’nda Ülkü Ocakları’nın kadın

vizyonunu anlattı.

Ülkü Ocakları Genel Başkanı Sinan Ateş konuşmasının başında,

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Semih Yalçın’ın oğlu

Turan İlteber Yalçın için rahmet ve ailesine sabır dileklerini

sundu.


Kadına Yönelik Şiddet Beka Meselesidir

Genel Başkan Sinan Ateş 1. MHP KAÇEP Sempozyumu’nda

yaptığı konuşmada Ülkü Ocakları’nın, kadın problemlerini bir

beka meselesi olarak gördüğünü ve sempozyumun önemini şu

sözlerle ifade etti: “ Biz; kadına yönelik şiddet, istismar gibi yüz

kızartıcı gelişmeleri ülkemiz için bir beka meselesi olarak

görüyoruz. Bu manada, Türkiye’de kadın ve şiddet konularında

çalışmalar yapan farklı disiplinleri bir araya getirerek, sorunları

ve çözüm önerilerini tartışmak üzere bu yıl ilki düzenlenen bu

sempozyumun son derece isabetli bir başlangıç olduğunu

düşünüyoruz. Bu sempozyumun “kadın” ve “kadın hakları”


2

hususlarında uzun süredir devam eden tartışmalara Türk

Milliyetçiliği bakış açısıyla vereceği yönü oldukça önemli

buluyoruz. Uzun süredir Batı merkezli çarpık bir anlayış

etrafında şekillenmekte olan bu önemli konuya kendi

kültürümüz ekseninde, Türk kadını kimliği çerçevesinde ortaya

koyacağımız yaklaşımın gelecek tartışmalara da ışık tutacağını

düşünüyoruz.

Bu vesileyle MHP Genel Başkan Yardımcısı Sayın Deniz

Depboylu başta olmak üzere bu sempozyumun düzenlenmesinde

emeği geçen herkese teşekkürlerimi sunuyor, hareketimiz,

ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını temenni

ediyorum.”


Medeniyetimiz Kadını Baş Tacı Yapmıştır

Sinan Ateş konuşmasının devamında Türk medeniyetinde

kadının yeri hakkında şu ifadeleri kullandı: “Türkler, tarih

boyunca sayısız devlet kurmuş, ucu bucağı görünmeyen

topraklarda dörtnala at koşturmuş, ayağını bastığı her yere

bereket saçmış, medeniyet ve kültürün dünya üzerindeki timsali

olmuştur. Hiç şüphe yok ki Türklerin kurduğu ve dünyaya

yaydığı bu yüksek medeniyetin arkasında namus, cesaret, şefkat

ve vefadan yaratılmış Türk kadını vardır. Türklerde, kadın

erkeğin cariyesi, kölesi, hizmetçisi değil eşi, evdeşi, hânı

olmuştur. Türk kadını sadece iyi birer eş ve anne olmakla sınırlı

kalmamış, bunun ötesinde üstün görevler üstlenmiş ve her daim


3

devletinin, milletinin yanında olmuş, yeri geldiğinde devlet

yönetmiştir. Türk kadınının, tarih boyunca devletini ayakta

tutmak için verdiği mücadeleler, savaşlarda gösterdiği

kahramanlıklar ve devletinin bekası için yaptığı fedakârlıklar

tarihi delillerle sabittir. Türk tarihinin ilk yazılı kaynakları

olarak kabul edilen Orhun Kitabeleri’nde hatunun kağanla

birlikte göğe çıkarılması kadının değerini göstermesi açısından

değerlidir. Saka hakanının vefatının ardından devletin başına

geçen ve pek çok devleti tarih sahnesinden silen Tomris Hatun

kadının devlet yöneticiliği vasfına çok iyi örnek teşkil

etmektedir. Tomris Hatun’un yanı sıra Delhi Türk Sultanlığı'na

hükmeden Raziye Begüm, Ruslara karşı mücadeleleriyle tanınan

Süyüm Bike Hatun ve Kurmancan Datka gibi mühim kadın

şahsiyetler kadınların Türk toplumundaki yerini kanıtlar

niteliktedir. Türk kadınının siyasi alanda görünür bir aktör

olduğunu kanıtlayan bir diğer önemli örnek, Çin ile Büyük Hun

İmparatorluğu arasında yürütülen barış görüşmeleri sonucunda

yapılan anlaşmayı Türk tarafı namına imzalayan kişinin Mete

Han’ın eşi olmasıdır. Türk toplumunun şekillenmesinde yazısız

kurallar bütünü olarak tarif ettiğimiz Türk töresi dışında hayati

bir fonksiyona sahip olan diğer unsur ise İslamiyet’tir. İslamiyet;

kadını metalaştıran Cahiliye Dönemi Arap kültürünün aksine,

kadının konumunu erkek ile denk tutmayı tebliğ eden ve

üstünlüğün ancak takvada yani güzel ahlakta olduğunu vurgular.

Yüce dinimiz kadınların lehine önemli kurallar getirmiş ve

getirdiği toplumsal düzenlemelerle kadınların da toplumda bir

birey olarak kabul edilmesini sağlamıştır. İslamiyet’in gelişiyle


4

birlikte kız çocuklarının öldürülmesi yasaklanmış, ilk kez miras

hakkı ve mal edinme hakkı kadına tanınmıştır. Ayrıca aile

kurumu içerisinde kadına önemli haklar tanınmış; aile içerisinde

erkeğin mutlak otoritesinin yerine, istişare tavsiye edilmiş; anne

babadan önde tutulmuş, Cennet’in annelerin ayakları altında

olduğu ifade edilmiştir. Dünyanın en eski kadın teşkilatı olan

Bacıyan-ı Rum’un da Türk-İslam medeniyeti dâhilinde ortaya

çıktığı unutulmamalıdır. 5 Aralık 1934’te Türk kadını seçme ve

seçilme hakkını almış, böylece demokrasinin en önemli ögesi

olan temsil ve katılım temellendirilmiştir. Devrin özellikleri göz

önüne alındığında bu reform gerçekten de eşine çok az rastlanır

bir gelişmedir. Avrupa’da cadı avı bahaneleriyle kadınlar diri

diri yakılırken, medeniyetimiz kadını baş tacı yapmıştır. ”


Kadın Hakkı İnsan Hakkıdır

Ateş konuşmasında, Türk kadınının ihtiyaç olan her durumda

varlığını gösterdiğini, ileri atıldığını, kendisini hatırlattığını ve

sorumluluktan kaçmadığına değinerek kadınlara yönelik şiddet

hakkında şunları kaydetti: “Millî Mücadele yıllarında cepheden

cepheye koşarak bebekleriyle birlikte vatanın kurtuluş umudunu

büyüten, istikbalin kundağını sarıp sarmalayan asil Türk

kadınları olmuştur. Tekerlekleri gıcırdayan kağnılarda

bağımsızlık özlemini taşıyan, top mermilerine hayallerini

iliştiren, çamurlu, tozlu ve yokuşlu yollara Türklüğün


5

hedeflerini oya gibi işleyen soylu Türk kadınları aklımızdan hiç

çıkmamıştır. Ne üzücüdür ki, bugünlerde kadınların her neviden

sorunları, karşılaştıkları zulüm ve zorbalıklar korku ve kaygı

verici şekilde tırmanmıştır. Artık kadına şiddet otomatiğe

bağlanmış, saldırı ve kaba güç gösterileri iyice kontrolden

çıkmıştır. Psikopatlar, cani ruhlular, eli kanlı canavarlar, gözü

dönmüş manyaklar kadın, genç kız ve çocuk demeden

katletmektedir. Buna bir çözüm ve çare bulunmalıdır. Kadın

hakkı insan hakkıdır. İnsan hakkı ise eşref-i mahlukata ait,

bununla mündemiçtir. Hak düşmez, hak zayi olmaz, mazlumun

ahı yerde kalmaz, asla kalmayacaktır. Kadınların haklarına sahip

çıkamazsak, medeniyetimizle övünmeye hakkımız,

insanlığımızla gururlanmaya yüzümüz kalmayacaktır. Yusuf

Has Hacib’in dediği gibi; “İnsan nadir değil, insanlık nadirdir.

İnsan az değil, doğruluk azdır.” İnsanlığı çoğaltmaktan başka

seçeneğimiz, doğruluğu yükseltmekten başka seçeceğimiz yol

emin olunuz kalmamıştır. İman imansızlıktan, ahlak

ahlaksızlıktan korkmaz. Şunu çok net ifade etmek lazımdır ki,

kadına el kalktığı müddetçe, çocuklarla ilgili cinsel istismar

suçları duyulduğu sürece ne demokrasiden, ne özgürlükten, ne

de insanlıktan bahis açmak imkansızdır. Bahanesi ne olursa

olsun kadına şiddet konusu çözülmeden, uzanan eller

kırılmadan, daha da önemlisi şiddete müzahir psikolojik ve

sosyolojik faktörler köreltilmeden kadın hakkını konuşmanın da

tek başına bir anlam ve karşılığı olmayacaktır. Kadın şiddetine

son verilmeden gelişemeyiz, kalkınamayız, adam gibi adam

olamayız. Kadın cinayetleri kesilmeden insanlıktan hiç


6

bahsedemeyiz. Akan kanı durdurmalı, şiddet ve cinayetlere yol

açan sosyal, ekonomik, psikolojik açmazları mutlaka rehabilite

ve tedavi etmeliyiz. Aksi hâlde, kadına şiddetin dozajındaki

artış, Allah muhafaza, toplumsal huzur, asayiş ve dengeyi

hepten mahvedecek, geriye sadece yıkım ve harabeden başka bir

şey kalmayacaktır. Türkiye’nin geleceği kadınlarımızın

üstleneceği yapıcı role, yapacakları değerli çalışmalara ve eşsiz

fedakârlıklara yakından bağlıdır. Bu itibarla Ülkü Ocakları

olarak her zaman kadınlarımızın yanındayız, her şart altında

Türk kadının hak ve hukukunu savunmaya devam edeceğiz.

Siyasetten ticarete, sanattan spora, sosyal hayattan kültürel

alanlara kadar kadınların var olan sorunlarının çözülmesi

konusunda sorumluluğumuz neyi gerektiriyorsa onu inançla ve

sabırla yapacağız.’’


Kadınlar Ülkü Ocakları’nın Her Kademesinde

Türk Milliyetçileri olarak maddeye dayalı, maneviyatı eksik,

yüzeysel bir kadın modelini kabul edilemeyeceğini Ateş

konuşmasını şu sözlerle sonlandırdı: “Millî kültürümüzün

merkezinde olduğu Türk toplum yapısına uygun bir kadın ve

kadın hakları anlayışı geliştirmeliyiz. Bu çerçevede, göreve

atandığımız ilk gün yönetimdeki arkadaşlarımla yaptığımız

toplantıda "Ülkü Ocaklarında ne kadar erkek kardeşimiz varsa o

kadar da hanım kardeşimiz olacak. Kadın; anadır, bacıdır,


7

yardır. Ülkü Ocaklarına da kadın eli değecek. Ülkü Ocaklarının

her kademesinde hanım kardeşlerimizi, asenalarımızı görmek

istiyoruz.” demiştim. O tarihten bugüne kadar geçen süreçte,

hamdolsun, bu kapsamda pek çok çalışma yaptık ve ciddi yol

kaydettik. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ile Liderimiz Devlet

Bahçeli’nin ilhamını verdiği “Edep ve Nezaket Medeniyeti”

tasavvurundan hareketle kadınlar konusundaki vizyonumuzu da

oluşturduk. Ülkü Ocakları, sağlam imanı ve tarih şuuruyla

derinlikli düşünebilen, sorgulayan, dünyadaki tüm sosyal ve

siyasi gelişmelerden haberdar, kültürlü bir Türk kadını tasavvur

eder. Sanatla yakından ilgili, en az bir yabancı dile hakim,

entelektüel kadın hüviyetini öne çıkarır. Kadınlara hürriyet

anlayışımız, “ahlak ve hayâ” duygularını merkezine alır. Bizim

için saf ve temiz, kültürel üretkenliği ve koruyuculuğu

anneliğinde cisimleşmiş “Türk kadını” baştan aşağı hayâ ve

edeptir. Türk-İslam medeniyetinin tarihi birikimini tevarüs eden

Ülkü Ocakları, kurulduğu günden itibaren kadınlara yönelik

önemli faaliyetler gerçekleştirmiştir. Öyle ki Türk siyasi hayatı

için en zorlu zaman dilimlerinden olan 1970’li yıllarda bile

kadınlarımız bir cesaret örneği göstererek faaliyetlerine devam

etmiş, davaları uğruna canlarını feda etmekten geri

durmamışlardır. Teşkilatçılık faaliyetlerinin yanı sıra en güçlü

silahın fikir, en güçlü fikrin ise Türk milliyetçiliği olduğunun

bilincinde olarak gelecek nesillere yol açmak amacıyla “Bizim

Gergef”, “Ananın Sesi”, “Ayzıt” gibi dergiler çıkarmış ve bu

sayede seslerini geniş kitlelere duyurmayı başarmışlardır.

Günümüzde ise Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin; “Kadın


8

vatandır, kadın ülkedir, kadın gelecektir, kadın gelecek nesillerin

güvencesidir.” sözleri ışığında hareket eden Ülkü Ocakları

kadının toplumsal görünürlüğü noktasında önemli atılımlara

imza atmıştır. 2019 yılı itibariyle, bütün ocaklarımızda mevcut

olan “Asena Birimi” haricinde, var olan sair birimlerde de

kadınlarımızın yer almasına önem verilmekte ve ocaklarımızın

yönetiminde söz sahibidir. Bu kapsamda Genel Merkezimizde

düzenlenen “Şefika Gaspıralı Eğitim Akademisi”ne de

değinmek istiyorum. Bu akademide belirlenmiş olan dokuz ana

konu başlığı çerçevesinde iki ana grupta (ortaöğretim ve lisans

grubu), kadın teşkilatımıza alanında uzman hocalarımız

tarafından eğitimler verdirdik. Fikir atölyeleri gerçekleştirdik.

Geçtiğimiz günlerde de “Yusuf Has Hacip Akademisi”ni

faaliyete geçirdik. Burada da kadınlarımıza özel kontenjan

ayırdık. Akabinde başlatılan “Çiçekler Büyür” isimli projeyle de

illerde bulunan genç kızlarımıza eleştirel bakış açısı

kazandırabilmek maksadıyla kritiği yapılması gereken kitaplar

önerdik. Ülkü Ocakları, kurum içi eğitime yönelik bu

çalışmaların yanı sıra, kadınların toplumsal sorunlarına yönelik

çözüm arayışları geliştirmekte ve bu minvalde kamuoyu

oluşturmaya yönelik faaliyetlerde bulunmaktadır. Toplumun

yarısının kadınlardan müteşekkil olduğunun bilincinde olan

Ülkü Ocakları, kadını geri planda bırakan bir hareketin başarılı

olamayacağı düşüncesindedir. Bu nedenle yeni dönemde hayata

geçirilecek olan faaliyet ve projeleri üzerinde titizlikle

çalışmakta ve Türk milletine hizmetten bir adım geri

durmamaktadır’’


ÜLKÜ OCAKLARI GENEL BAŞKANI

SİNAN ATEŞ


MANAS HABER

Haberin etiketleri:

SİNAN, ATEŞ


Haber okunma sayısı: 109

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

ERTUĞRUL SUBAŞI : ANLAMADAN ANMAYA ÇALIŞANLAR!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 10 KASIM 1938 OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ 10 KASIM 1983

ALİ GÜLER : Hasta yatağında son sözü ‘Allah’ oldu

Profesör Halim Sabit son anları şöyle anlatıyor: “Artık çok fenalaşmıştı. Çocuklarına veda etti, ailesi

KONUR ALP KOÇAK : İade et ya da yargıla!

Uluslararası hukukun babası” olarak bilinen Hugo Grotius’un 17. yüzyıldaki çalışmalarına kadar eskiye

MİNE GÜLER : Kod adı vahşet: Ermeniler!

Kim bu Ermeniler ? Caniliğin bedene büründüğü aciz millet !

AHMET ŞAFAK : Kanon meselesi!

Unutulmamalıdır ki sadece coğrafya kader değildir.

LEYLA DÜZEL : KAĞITTAN KAHRAMANLAR

CHP ve HDP terör örgütlerinden nasıl temizlenir ?

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL