TEVFİK BALA : YETİM GÜLERSE…

tevfik-bala--yetim-gulerse-

Kamboçya, Tayland, Meksika, Hindistan gibi ülkeler mafyanın hayat bulduğu ülkelerdir.
16 Kasım 2019 Cumartesi 21:07

 -Fuhuş mafya sektörü;

En rezil bir biçimde Lut kavmi torunları günümüzde bu rezilliklerine devam etmektedirler. Lezbiyen, homoseksüellik her yolda fütursuzdurlar. Diğer ahlaksız sektörler gibi aynı alanları kullanarak beslenip büyürler. Yeni bir nesil üretmede nizam tanımazlar, Bu sektörle ülkelerin ahlakını, aile yapısını, medeniyet değerlerini, fıtratı yapıları bozarak geleceği kendilerine göre ayarlamaya çalışarak yeni bir dünya kurmayı öncelerler. Sadece Brezilya’da beş yüz bin çocuk fuhuş mafyasının ellerindedir. Kamboçya, Tayland, Meksika, Hindistan gibi ülkeler mafyanın hayat bulduğu ülkelerdir.

 

-Uyuşturucu sektörü;

Bu sektörün mensupları yine aynı zümre üzerine aynı yöntemlerle ilgilenirler. Yenidünyayı yeni bir nesille kurmak isteyenler toplumların geleceğini yok etmek için bu sektöre ağırlık verirler. Diğer sektörlerle iç içe çalışırlar. Aynı merkezden koordine edilirler. Geri kalmış ülkelerde kimsesiz, fakir, arka sokağın çocuklarını, yetim çocukları tarlaları olarak görürler. İnsanın hiçbir değerleri yoktur, bunlar için.



Yanı başımız Ukrayna’da yüz bin yetim sokaklardadır. Rusya Ukrayna’dan daha berbat haldedir. Bir milyonun üzerinde yetim ve kimsesizler sokaklardadır. Her on kimsesiz yetim çocuklardan biri ancak topluma karışabilmektedir.

 

-Evlat edinme sektörü;

Batının zengin şımarık aileleri seçtikleri ülkelerden evlat edinmeye çalışır. Bunu gören düzen bazlar bunu sektör haline getirerek dünya çapında ağ kurarlar, zorla ve hileyle, iknaıyla para karşılığı çocukları pazarlarlar. Örgütler, mafyalar çocuk satın alıp emelleri doğrultusunda kullanırlar.

Etiyopya, Kamboçya, Somali, Afganistan, Çin, Filipinler vb. ülkelerden binlerce çocuk ailelerinden koparılarak sermayedarların kucaklarına iletilmişlerdir. Kendi kültür ve değerlerinden koparılmışlardır. ABD evlat edinme vaadiyle başı çeken en iğrenç ülke konumundadır.

 

Batı medeniyeti bütün bunları keyif içinde Müslüman coğrafyalarında yaparken, Müslüman olan bizler neler yapıyoruz? Ya da yapmamız gereken nelerdir de biz bunları yapmıyoruz?

 

Yetimle başlayan, yetim medeniyetimizin özellerinden olan yetime döndüğümüzde; Kerim Kitabımız bize yirmi iki ayetle direk ya da dolaylı yollardan seslenerek, yetimlere iyi davranmamızı istiyor.

 

-Yetimin malına en güzel şekilde yaklaşın. ( Enam 6/152 ve Nisa 4/10 )

-Yetimlere iyilik edin, onlara güzel davranın.( Bakara 2/83; Nis/36)

-Yetimlere adil davranın. ( Nisa 4/127 )

-Yetimleri yedirin, içirin.( İnsan 76/8, Fecr 89/17, Beled 90/15-16 )

-Yetimleri azarlamayın, horlamayın.( Duha 93/9 ve Ma’ün 107/1-2 )

 

Yetimliği iliklerine kadar yaşamış olan yüce peygamberimiz hayatı boyunca yetimi ve kadını her zaman koruyup kollamıştır.

Gençleri çok iyi anlayan ve tanıyan, yetim olarak yetişen yüce peygamberimiz ordusunun komutanlığını on yedi yaşındaki Usame’ye teslim ederken, Hz Ebubekir, Hz Ömer on yedi yaşındaki komutanın askeri olurken bizlerinde bu gelişmelerden derin dersler çıkarmamız gerekeceği kanaatindeyim elbet.

 

Yüce peygamberimiz ümmetine seslenerek; “yedi büyük günahtan sakınmayan milletleri, kişileri Allah helak eder” buyuruyor…

Allaha şirk-ortak koşmak, büyü yapmak, insan canına kastetmek, Tefecilik yapmak-faiz almak, yetim hakkı ve malı yemek, cepheden-Cihaddan kaçmak, namuslu ve erdemli kadına zina iftirasında bulunmayı yedi büyük günahtan sayar…

İslam dini, inancımız yetim malı yemek bir yana, yetim malını ve yetimin hakkını korumayı, kollamayı emreder. Yetim hakkını-malını yemek ne kadar büyük günahlardansa, yetim hakkını ve malını korumak, kollamak da o kadar büyük sevaplardan sayılır.

 

Kerim Kitabımız Duha süresi-93/ 9-10 ayetlerinde “sakın öksüzü ezme, sakın dilenciyi azarlama” diye bize seslenir.

Dilenci geldiğinde “Allah versin, Allah’ın vermediğine ben niye vereyim” demek, çok yersiz ve çok seviyesiz bir yaklaşım olmakla birlikte Allah’ın ona verdiğinden vermemekle sınanarak, kendi imtihanını kaybediyordur, farkında olmadan.

 

İnsanlığa gelmiş tüm peygamberlerin ilk mesajları tevhit olmuş, arkasından hemen toplumun sorunlarına eğilerek, toplumun sorunlarına çözüm ve çareler, çıkış yolları aramışlardır.

Hz Ömer’in oğlu bu konuda o kadar yüreğini büyütmüşteki; ister yolculukta olsun, ister normal zamanda olsun sofrasında bir yetim bulundurmadan yemeğe başlamazdı.

 

Eski cahiliye toplumlarında, Nebiler Nebisi peygamberimiz toplumu yetimler üzerinden değiştirerek dönüştürmeyi başardığına göre, onun ümmeti olan bizler, bu günün çağdaş cahiliye toplumunu aynı yöntem ve kararlılıkla yetimler üzerinden çok rahat değiştirerek, dönüştüre biliriz elbet.

 

Burada kerim kitabımıza yöneldiğimizde, benliğimizi öyle derinden sarsan, öyle derinden silkeleyen “Hayır! Doğrusu siz yetime ikram etmiyorsunuz. Yoksulu yedirmeyi birbirinize teşvik etmiyorsunuz. Haram helal demeden mirası yiyorsunuz. Malı aşırı seviyorsunuz -Fecr 17/20” kelamıyla bize seslendiğini gördüğümüzde insanlığımızdan utanır oluyoruz.

 

Evet, dostlar biz dünyayı çok aşırı derecede sever olduk. Yaşlısı, genci demeden kardeşliğimizi küçülttükçe, biz olmayı, ümmet olmayı beceremedik. Nefretlerimizi, çirkefliklerimizi, düşmanlıklarımızı büyüttükçe ben ve bencil olmayı başardık. Çok olsun, bizim olsun demek yerine, az olsun ama benim olsun demeyi daha önemli saydık.

 

Dünya hayatının cazibesine kapılarak tüketmenin çılgınlığı ile israf bataklığında debelenirken ruhumuzu hasta kıldık. Genciyle, yaşlısıyla çırpındıkça battık, battıkça ömrümüzü ziyan eder olduk…

 

Bir genç olarak her şeyimiz var, evde bize ait odamız, laptopumuz, cep telefonumuz, kolamız, neskafemiz, kankamız, mal bora sigaramız, en vahit çeşit elbisemiz, ayakkabımız ama bir yudum huzurumuz, bir nefeslik iç gülüşümüz yok.

 

Biz büyüdük, işlerimizi büyüttük, arabamız, evimiz, bahçemiz, villamız, yatımız, jetimiz ama bir yudum huzurumuz, bir nefeslik iç gülüşümüz yok.

Binlerce sosyal kültürel derneklerimiz, onlarca kültürel televizyon programlarımız, panel ve söyleşilerimiz, binlerce ilahiyatçılarımız, fakültelerimiz, okullarımız, camilerimiz, kütüphanelerimiz, dergilerimiz, on binlerce kitaplarımız var ama ne kadim dostluğumuz, ne de kardeşliğimiz, nede ümmet oluşumuz var…

 

Bir yerlerde bir eksiklik yok mu? Nedir bu başımızda uçuşan kara bulutlar? Nerde masmavi gökyüzü, masmavi denizler?

Kalpler yalnızca Allah’ı anmakla huzur bulmaz mıydı? Kim ki bir Müslümanın ihtiyacını giderdiğinde onunda ihtiyacını Allah gidermez miydi? Bir iyiliğe vesile olan bir kimse o iyiliği yapmış biri gibi olmaz mıydı? Kardeşinin derdine koşan bir kimse, dermanı çok derdi az olan olmaz mıydı?

 

Sahi, yaşadığımız zaman diliminde biz neredeyiz? Biz neyin peşindeyiz? Biz neyin imtihanını veriyoruz? Yaptıklarımıza, yapacakken yapmadıklarımıza, sabrımıza, gayretimize, duruşumuza, koşuşumuza bakarak kendi kendimizi tatlı bir hesaba çekmek zorunda değil miyiz?

İçtiğimiz sigaralar, koka kolalar, neskafeler, yediğimiz hamburgerler, damak tadı çikolatalar, kullandığımız şampuanlar, jöleler, rujlar, boyalar, içine giremediğimiz marka değer giysiler, taktığımız takılar hepsi yetime sıkılan kurşunlara kesilen faturalar değil mi? Allah bize bu kadar merhametliyken, biz kime ne oranda merhametliyiz?

 

Artık sözün bittiği, bıçağın kemiğe dayandığı yerdeyiz. Bu toplum, bu millet aslına, fıtratına döndükçe Allah’ın ipine sarılacak, düşürüldüğü uçurumlardan, atıldığı dipsiz kuyulardan kurtulabilmesi için en kısa ve en kestirme yolu bulacak.

 

Geldiğimiz bu yaşta rabbimizin bize en büyük lütfu, en karlı, en kestirme yolu; yetimlere el uzatmakla, yetimlere gönül açmakla, yetimlerin yaralarını sarmakla olacaktır.

 

Bizler; imanımız gereği önce kardeşliğimizi büyütecek adımlarla yola koyularak işe başlayabiliriz. Çocuklarımızı, gençlerimizi ve geleceğimizi teminat altına alabilmek için Allah’ın dostları yetimlere, yetim medeniyetimizin yaklaşımı ile yaklaşarak, yeniden dirilmeye başlayabiliriz.

 

Bizim gönül coğrafyalarımızda kısa yoldan, tez zamanda ayağa kalkabilmemiz için bu fıtratımızın en büyük eksiğidir.

Yetimler gülecek, biz güleceğiz ve de tüm insanlık, tüm dünya gülecek.

Peki, bizler ne yapmalıyız…

Üç-beş dakika gözlerimizi kapatarak tefekkür ile gönül dünyamızda dolaşırken, kendi yüreğimize dokunarak sanki  “bir yetim” olarak yaşadığımızı düşünerek yetim kardeşlerimizi hissetmeye çalışalım.

Ve gözlerimizi açalım...

 

“Ya Allah, haydiii bismillah” deyip yeniden dünyaya gelmişiz gibi, ismimizin önündeki protokol varı sıfatları kaldırılıp gönül adamı olarak gönül dostlarımızı bulmaya başlayalım. Eylem ve söylemlerimizi gönülden yaparak yürekten konuşmaya, yürekten koşmaya ve buluştuklarımızla yürekten kucaklaşmaya başlayalım…

 

Düştüğümüz uçurumlardan, düştüğümüz çukurlardan birlikte çıkalım ve birlikte ayağa kalkarak, birlikte kaybettiklerimize koşalım...

 

Kaymakamlığımızın, Belediyemizin Müdürlüklerinde, resmi ve özel tüm okullarımızda, özel kurslarımızda, Kur’an kurslarımızda, camilerimizde, kentsel ve sosyal kültürel derneklerimizde, esnaf odalarımızda, siyasi parti ve vakıflarımızda, fabrika ve atölyelerimizde, muhtarlarımız ve mahallelerinde birer gönül adamlarına ulaşarak “herkesin (en az) bir yetimi var” kampanyası başlatarak hayırda yarışanlardan olalım.

Her Cuma günü küçük birikimlerimizi yetim kumbaralarına koyarak aylık “yüz yirmi beş” lira yetimin payını/hakkını yetim kardeşimize ayırarak, imanı kardeşliğimizi büyütmeye çalışalım.

 

İster ülkemizden, isterse gönül coğrafyası ülkelerden, istediğimiz bölgelerden yetim kardeşimizi seçerek bir yıl boyunca her ay bulduğumuz kardeşlerimizin dertlerine dermen olmaya çalışalım.

 

 Kardeşlerimizle zamana dönük takiplerini yaparak yazışarak, konuşarak, görüşerek kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendirelim.

Kardeşlerimizin paylarını kredi kartlarıyla tek seferde yapabildiğimiz gibi aylık ödeme şeklinde banka hesaplarına da yapabileceğiz…

 

Biz sigaramızdan, neskafemizden, koka kolamızdan, hamburgerimizden, jölemizden, boyamızdan, caka sattıklarımızdan ve tüm israflarımızdan keserek bu işi çok rahat yapabiliriz...

 

Bizler yüreği kocaman gönül dostu kardeşleriz. Biz Anadolu’yuz ve biz yetim bir peygamberin ümmeti Türkiye’yiz.

 

Selam ve dualarla haydeeee yetimleri güldürmeye…

 

                               Tevfik BALA

MANAS HABER

Haberin etiketleri:

TEVFİK, BALA


Haber okunma sayısı: 80

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

TEVFİK BALA : SELAM OLSUN...

Ümmetin çocukları; “gargat” ağacı altlarında büyüyen “çan” çocukları değil, çınar ağaçları

ORHAN KARATAŞ : Herkesin alacağı dersler var

Sayın Devlet Bahçeli yaptığımız röportajda, Türkiye’nin her meselesi için, çok net açıklamalarda bulundu.

YILDIRAY ÇİÇEK : Yargıda çete, sahte senet, kaset şantajı, tehdit, sapıkla arkadaşlık!

Mansur Yavaş “Üçkâğıtçı, dolandırıcı, şizofren, çocuk pornocusu” dediği kişiye “Elimde kasetin

ALİ GÜLER : MHP’nin aile, kadın ve engelli duyarlılığı

Gazi Mustafa Kemal Atatürk diyor ya; ‘Şuna inanmak gerekir ki; dünya üzerinde gördüğümüz her şey kadının

ELNUR PAŞA : Bir şiir, bir kitap ve Garibe Adam

Elçibey, edebi yazılar müellifi bir şairdir.

MİNE GÜLER : Bir öğretmen işini aşkla yaparsa, bir memleket kurtulur

Bir öğretmen işini aşkla yaparsa, bir memleket kurtulur…

ÇOK OKUNANLAR

  • Haber bulunamadı

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL