17 Şubat 2020 Pazartesi

TEVFİK BALA : EĞİTİM SİSTEMİMİZ…

tevfik-bala--egitim-sistemimiz

Yeni dünya düzeni anlayışı ile Esfel-i safiline düşürülen insan, yeniden layık olduğu Ahsen-i Takvim üzerine taşınmalıdır.
08 Eylül 2019 Pazar 12:10

 İnsan kalitesi bozulunca; inanç ekseninde kaymalar başlıyor, medeniyet iddiasından, tarihinden, vatanından, milletinden, kadim değerlerinden uzaklaşarak Kabil zihniyetiyle kurulmaya çalışılan yenidünyanın ayarlarıyla ayarlanmayı varlık sebebi olarak görüyor, israf ediyor, yaratanın nizam ve intizamını yaratılandan uzaklaştırarak, kâinatı yaratılanlara dar etmeye çalıştıkça insana ve insanlığa ihanet ettiğini hiç umursamıyorlar.

Sibernetik mühendisliğinin babası sayılan Diyarbakırlı El Cezeri “Hayata geçirilmemiş her bilgi doğru ile yanlış arasındadır” sözünü on ikinci yüz yılın ikinci çeyreğinde söylerken Habil zihniyetindeki insanları “kitap yüklü merkep” olmaktan kurtarmak istiyordu.

Toprağı, toprağın verdiklerini, doğayı ve doğanın güzelliklerini kullanan insanı, yaratılanlarla kucaklaştırıp sevdirecek, koruyup kollayacak, birlikte yaşamayı gerçekleştirecek bir zihniyete ihtiyaç olduğu günümüz dünyasının olmazsa olmazlarının başında geliyor.

Bunun yolu da yarınları planlayacak olan geçlerin bu gün ki eğitimden geçiyor.

Eğitim; devletin aslı görevleri arasında olmakla birlikte halkın da gönülden katılımını gerekli kılıyor. Tam bağımsızlığını kazanmış bir devlet kendi milletinin kadim değerlerine göre eğitimini şekillendirir. Ancak tam bağımsız değilse başkalarının diktiği ve içine istediklerini doldurduğu yamalı bohçalı bir eğitim anlayışı ile yol almaya çalışır.



Süte su katarak, ne kadar zamanda, nasıl zengin olunacağını öğrenen ezberci, hırsız bir nesil yetiştirmesiyle cehaleti büyüten bir eğitim modeli baş tacı edilirken, kerim kitabımızın tabiriyle “kitap yüklü merkepler” topluluğu oluşturulmaya çalışılıyordu.

Oysa hakikat yolculuğu; akılla, ilimle, hikmetle başlayan bir yolculuk değimliydi?

Asırlar öncesine baktığımızda bizi Ergenekon’dan çıkarıp altı bin beş yüz kilo metre batıya doğru yol aldıran düşüncenin koordinatları, Habil zihniyetiyle mi yoksa kabil zihniyetiyle mi oluşuyordu?

Son yapılan “PISA” testine göz attığımızda yetmiş iki ülke arasında Türkiye elli ikinci sırada niye yer alıyor acaba? Okuduğunu anlamada bu ülkeler arasında sonuncu sırada niye Türkiye bulunuyordu acaba? Hiç düşünen, akıl yoran, çözüm üreten olmayacak mı bu alanda.

Eğitim sistemi diye dayatılan bu yamalı bohça ile öğrencileri yarış atına çevirmeden bilgi ve merak açıklarını gidermek, insanlıklarıyla birlikte ilgi alanlarını büyütmek mümkün olacak mı acaba? Sanmıyorum…

Ana babaların ve toplumun enlerinin dayatmalarıyla kendi itibar, şan, şöhret, ilgi ve merak açıklarını kapatmakla gençleri fıtratından sürükleyerek dışarı çıkarma gayretlerini anlamak ne mümkün?

Fatih İstanbul’un önüne gelmesiyle bir çağ kapanıp yeni bir çağ açılırken Molla Gürhan’ı, Akşemseddin o medeniyet yürüyüşün en ön sıralarında yer almıyor muydu?

Nitelik mi? Yoksa nicelik mi olmalı?

Akıllı tahta mı? Yoksa akıllı öğretmen mi? Yada akıllı öğrenci mi? Kim bilir? Akıllı ebeveyn mi olmalı?

Kafam dikleşmeye başlayandan beri hep  ilgi ve merakımı çekmiştir; nasıl oluyordu da on yedinci yüz yılın üçüncü çeyreğinde Of’ta üç yüz elli civarında medrese olabiliyordu? Bu gün ki eğitim sistemini/modelini kurgulayanlar buna nasıl cevap verirler acaba?

Bu gün ki özel okullara, özel sınıflara ve talep edilen meblağlara baktıkça sanki fizik dersine Einstein, matematiğe Harezmi, Kimyaya İbn-i Sina, Felsefeye Aristo, Edebiyata Shakspeare, Din dersine İmam Gazali girecekmiş gibi bir hal takınılıyor.

Ayni müfredatla, aynı eğitim modeliyle, aynı zihniyetteki üniversitelerden mezun öğretmenlerle ne, nasıl ve ne kadar değişmiş olabilecek ki. Eğer değişseydi; yıllarca ülkeyi soyup sağana çevirenler üniversite mezunları olur muydu? Yada cehalet eğitimle bu kadar tavan yapar mıydı?

Fransız düşünür “iki yüzlülük, ahmaklığın erdeme gösterdiği hürmettir” derken eğitim sistemi üzerinden tüm paydaşlar kendi payına düşenini alması gerekmez mi acaba?

Ülkeler ve nesiller silahlarla değil, akılla ve akıllı insanlarla korunur kanısındayım. Aklı ve akıllı insanları ülkenin her köşesine, her kademesine, her sistemine, her sektörüne yayarsanız ancak Özakman gelecekten bahsetme hakkınız olabilecektir. 

Bu açıdan baktığımızda; Ülkenin varlığı ve bağımsızlığı insanları eğitip, aklı kullanmaktan geçiyor.

Bu günümüze baktığımızda, hala insanımızı fıtrata uygun eğitip, aklımda yeterince kullanamadığınız için  bağımsızlığımıza da  tam kavuşamamışız. Bu nedenledir ki; fıtratımıza uygun bir eğitim sistemini devletin eliyle gerçekleştirmede bir arpa boyu yol alamamış oluyoruz. 

Eğitim anlayışımızda; çok  hızlı bir biçimde medeniyet değerlerimizi yansıtacak, zihinsel ve sistemsel köklü bir değişime ihtiyacımız var.

Mısır’da Seyit Kutup öncülüğüyle gerçekleştirilen zihni değişimin daha alasını, erdemli insanlar olarak ortaya çıkarak,  halk tabanında uygulamaya sokarak gençlerimizi kucaklamaya başlamalıyız. Çok zor gibi görünsede; yılmadan, yıkılmadan ilçemizde bir prototip oluşturup tüm ülkeye örnek sunabilmeliyiz.

Derdimiz insan...

Yeni dünya düzeni anlayışı ile Esfel-i safiline düşürülen insan, yeniden layık olduğu Ahsen-i Takvim üzerine taşınmalıdır. Bu görevin Müslümanlardan başkası üstlenmeyeceğine göre  yine bu görev bize düşüyor kanaatindeyim.

Bildiğim bir gerçek; teknoloji bilimden, bilim bilgiden, bilgi düşünceden, düşünce ise fıtrat üzeri kurulan eğitim anlayışından doğacak olmasıdır.

Selam ve dualarımla, soyu tükenmemiş baba yiğitlere davet ola…

                         Tevfik BALA


MANAS HABER

Haberin etiketleri:

TEVFİK, BALA


Haber okunma sayısı: 187

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

ORHAN KARATAŞ : Zalimler yerle yeksan edilmeli

ABD’sinden Rusya’sına, AB ülkelerinden Arap dünyasına kadar, bu işte samimi olan, Suriye’nin toprak

Dünyaya verilecek tek cevap; Türk atağıdır!

Türkistan’ın beş ülkeye bölünerek ayrılması; Kazak, Kırgız, Özbek, Azeri..

AHMET ŞAFAK : Milletlerin ruhu

Kamu ruhu, “tarihe sahip olma hakkını” elde eden kültürel varlığın, ete kemiğe bürünmesidir.

LEYLA DÜZEL : YAVRU VATAN KIBRIS

Garantör Türkiye elini çektiği an 1950'lere dönmek mümkün...

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL