ELNUR PAŞA : Urumçi Soykırımı: Bir şahidin anısı

elnur-pasa--urumci-soykirimi-bir-sahidin-anisi

Biz Uygur Türkleri de tarihi topraklarımızda her gün asimilasyonun farklı boyutlarını yaşamaktaydık.
09 Temmuz 2019 Salı 23:06

 5 Temmuz. İlk başta sıradan bir gündü. Türkiye Türkçesini öğrenmek için her hafta toplandığımız evdeydim. Ne kadar yoğunluk olsa da mutlaka haftada en az bir gün bir arkadaşımızın evinde bir araya gelip ders çalışıyorduk. Soydaşlarımızla irtibatı kurmak ve bir çok Türkçe kaynak ve edebiyatı okumak ve ileride iş yapmak adına duygusal ve maddi bir anlam yükleyerek birbirimizi heveslendiriyorduk. Arkadaşım bize dönerek Uygur gençleri meydana toplanmış, hepimizi meydanlara çağırıyorlar deyip şaşkın gözlerle bizden cevap bekledi. Fabrika olayında şehit edilen Uygur işçiler için bir gösteri olması lazımdı, evet, bugün toplanacaklardı. 26 Haziran 2009 tarihinde oyuncak fabrikasında birkaç çinli tarafından taciz edilen Uygur kızlarına sahip çıkan Uygur gençleri şehit edilmeleri üzerine olaylar büyüdü. Çin hükumeti baş veren olaylarda adil davranmayarak, etnik kışkırtmasının temelini attı. 56 etnik gruba sahip olan Çin’de yönetim Mandarinlerden oluştuğu için diğer etnik grupların hakları göz ardı edilmekteydi. Biz Uygur Türkleri de tarihi topraklarımızda her gün asimilasyonun farklı boyutlarını yaşamaktaydık. 26 Haziran’da oyuncak fabrikasında çıkan olaylar ise adeta bize olan kinlerinin dışa vurulmuş haliydi. Şehitlerimiz vardı, kardeşlerine yönelik cinsel tacizleri önlemek için canını feda eden Uygur gençlerimizi savunmak için meydanlara çıkma zamanıydı. Arkadaşlarımızla beraber meydana doğru yürüdük. Toplum medeni bir şekilde taşkınlık yapmayarak slogan atıp, adalet istiyordu. Kalabalık öfkeliydi fakat kendine hakimdi. Diğer şehirlerden de bölgemize çok sayıda polis ve asker sevk edilmişti. Meydan polisler ve askerlerle ablukaya alındı. Sivil gösterimizi acımasız bir şekilde bastırmaya çalışmaları belliydi. Meydanın içinde kalanları dışarı çıkmasına, dışarıdan da içeriye girilmesine izin vermiyorlardı. Tedirgin olduk, ama slogan atmaya devam ediyorduk. Çünkü adalet istiyorduk. Bazılarımız korksa da içinde olan bu korkuyu askerlere ve arkadaşlara yansıtmak istemiyordu. O yüzden daha da gür sesle bağırmaya başladık. Ve üzerimize kurşun yağdı…

Meydan cesetlerle doluydu. Resmi rakamlar 200 kişi öldüğünü, 1721 kişinin yaralandığını söylese de biz daha çok şehidimizin olduğunu biliyorduk. Totaliter rejimlerin hiçbir verisi doğru olmaz, özelikle de rakamları. Cesetler toplanıyordu. Çin totaliter rejiminden hakkımızı talep ettiğimiz için çin hükümeti bize gözdağı vermişti. Sadece Urumçi’de değil, bütün şehir ve köylerimizde yas vardı. Her evde bir matem ve ağlama sesi.

6 Temmuz… Urumçi’nin diğer bölgesinde yaşayan halamı ziyaret için otobüse bindim. Hem bizim yaşadığımızın haberini vermek, hem de kendisinden haber almak için gitmeğe karar verdim. Otobüste çinliler ve Uygurlar birbinden ayrı şekilde oturmuşlardı. Kimse kimsenin tarafına geçip oturmak istemiyordu, hatta onların oturduğu tarafa bakmak bile bizi rahatsız ettiğinden hepimizin yüzü camlara doğruydu. Otobüste sessizlik hakimdi, tanıdıklar bile kendi aralarında konuşmuyordu.

Menzile vardığımda halam beni görüp bağrına basarak ağladı. Öyle bir feryat ki…bu feryat dün meydanda olanları gözümün önüne getirdi. Ailemize bir şey olduğundan korktuğu için sormaya cesaret bile edemiyordu. Hepimiz hayattayız hala, merak etme dedim. Halam bu sözden sonra daha feryatla ağlamaya başladı. Ben buz kesilmiştim.

Akşama Çin totaliter rejimi Doğu Türkistan’da dışarı çıkma yasağı ilan etmişti. Artık kimse dışarı çıkmıyor. Bazı Uygur evlerine eli silahlı mandarin çeteleri baskın yapıyordu. Dışarıda ve evlerde Uygur avına başlanmıştı. Rejimin polis ve askeri birlikleri yetmezmiş gibi mandarin çeteleri de iş başındaydı.



Şimdi Türkiye’de yaşamaktayım. Urumçi soykırımının üzerinden 10 yıl geçti. Değişen bir şey yok. Baskı ve asimilasyon politikası Doğu Türkistan’da her geçen gün yeni boyut almaktadır. Şimdi bu olayları saklamadan koca dünyanın gözleri önünde kamplarda yapmaktadırlar. Yazılacak çok yaşanmış destan var lakin şu bir gerçek ki Doğu Türkistan’da hala gözyaşı, zulüm ve kan var …

Ve bildiğiniz üzere bize her gün 5 Temmuz…

ELNUR PAŞA

Haberin etiketleri:

ELNUR, PAŞA


Haber okunma sayısı: 190

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

ERTUĞRUL SUBAŞI : ANLAMADAN ANMAYA ÇALIŞANLAR!

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK 10 KASIM 1938 OSMAN YÜKSEL SERDENGEÇTİ 10 KASIM 1983

ALİ GÜLER : Hasta yatağında son sözü ‘Allah’ oldu

Profesör Halim Sabit son anları şöyle anlatıyor: “Artık çok fenalaşmıştı. Çocuklarına veda etti, ailesi

KONUR ALP KOÇAK : İade et ya da yargıla!

Uluslararası hukukun babası” olarak bilinen Hugo Grotius’un 17. yüzyıldaki çalışmalarına kadar eskiye

MİNE GÜLER : Kod adı vahşet: Ermeniler!

Kim bu Ermeniler ? Caniliğin bedene büründüğü aciz millet !

AHMET ŞAFAK : Kanon meselesi!

Unutulmamalıdır ki sadece coğrafya kader değildir.

LEYLA DÜZEL : KAĞITTAN KAHRAMANLAR

CHP ve HDP terör örgütlerinden nasıl temizlenir ?

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL