ALİ GÜLER : Lise yıllarında Namık Kemal havasında bir hürriyetçi

ali-guler--lise-yillarinda-namik-kemal-havasinda-bir-hurriyetci

ZİYA GÖKALP’İN EĞİTİM HAYATI...
11 Temmuz 2019 Perşembe 23:12

 Lise yıllarında, babası Tevfik Efendi’nin nasihatine uyarak yolundan yürüdüğü Namık Kemal havasında bir hürriyetçi olan Ziya Gökalp’in ilk eylemleri de burada gerçekleşir. Bir gün yanındaki arkadaşına değnekle vuran gözetmen için durum değerlendirmesi yapan Gökalp ve arkadaşları idarecilerin bütün değneklerini kırıp, kendilerine bir daha dayak atmamalarını tebliğe karar verirler.

Diyarbakır'da bir “idadi/lise” açılması düşüncesi ilk defa 1875 yılı başlarında gündeme getirilmiştir. Diyarbakır Vilayeti Umum Meclisi’nin 23 Mart 1875 tarihli yazı ile Sadaret makamına bildirilen isteği uygun görülmüştür. Sadrazam Said Paşa’nın çabası sonucu eğitime harcanmak üzere 1884 yılı bütçesine yeni öşür ve gayrimenkul vergisinin konulması ile idadi masrafları için kaynak bulunmuştur. Vilayet idaresi Diyarbekir merkezinde surların dışında eski sarayın kuzey tarafında “Arap Köşkü” diye bilinen mahalde inşa olunacak 200 kişilik Mülki İdadi Mektebi’nin 29 Şubat 1888 tarihli şartnamesini hazırlamıştır. Bu şartnameye göre İdadi binası iki katlı ve tamamen taştan yapılacaktı. Binanın birinci katında 8 oda, 1 salon, 1 gezinti ve 1 merdiven yeri vardır. İkinci katta ise 9 oda ve 1 salon tasarlanmıştır. Binada toplam 98 pencere ile 19 kapı mevcuttur. Okul binasının bitişiğinde bir abdesthane yapılacaktır.

Vilayet tarafından hazırlanan ihale tezkeresi Payitahtta ilgili bakanlıklarda incelendikten sonra 13 Ocak 1889 tarihli irade ile inşaatın başlamasına izin verilmiştir. Bu irade doğrultusunda bir inşaat komisyonu kurulmuş ve Vali Hacı Hasan Refik Bey tarafından 1889 yılında okulun temeli atılmıştır. Toplam 340.000 kuruş harcanarak iki yılda (1891) okul inşaatı tamamlanmıştır. Okul inşaatının tamamlanması üzerine, memleketin ileri gelenleri ile ulema ve gayrimüslim ruhani reisleri tarafından Sultan II. Abdülhamit’e bir şükran arzuhali takdim edilmiştir. Diyarbakır’ın meşhur âlimlerinden Subhi Efendi ise okuduğu bir kasideyle okulun tamamlanma senesi olan Hicri: 1308 (1891) yılını tarih düşmüştür.

Rumi 1307 (Miladi: 1891/1892) yılında açılışı gerçekleştirilerek öğretime başlayan Mülkiye İdadisi, Hicri 1312 (Miladi: 1894/1895) yılına kadar beş sınıflı ve gündüzlüdür. Bu tarihte teşkilatı genişletilerek yedi yıllık yatılı idadi olmuştur. Fakat bu durum çok sürmemiş, 1901’de tekrar beş yıla indirilmiştir. Okul, 1909 yılı Ağustos ayına kadar beş yıllık gündüzlü idadiler grubunda yer almıştır. Okul vilayetin teklifinin merkezden uygun görülmesi üzerine 1910’da yeniden yedi yıllık yatılı idadiye dönüştürülmüştür. Okul 16 Kasım 1913’te iki devreli ve yatılı sultaniye dönüştürülmüştür.

1891-1913 yılları arasında kesintisiz (aktif) eğitim veren okulun Ziya Gökalp’in de öğrenci olduğu dönemlerdeki idare ve eğitim kadrosunda şu isimler vardır:



 

Ziya Gökalp’in de 2. sınıfından lise eğitimine başladığı okulun ilköğretim yılı olan 1891- 1892 ders yılı başında kayıt yaptıran öğrenciler sınava tabi tutularak hazırlık, birinci ve ikinci sınıflar oluşturulmuştur. Hazırlık sınıfında 26, birinci sınıfta 27 ve Ziya’nın da bulunduğu ikinci sınıfta 12 öğrenci vardı. Öğrencilerin çoğunluğu Müslüman olmakla birlikte, az sayıda da Ermeni okumaktaydı. Okulun bu ilk eğitim-öğretim yılı toplam yedi buçuk ay sürmüştür.

Bu ders yılının ilk genel sınavı maarif müdüriyetince tayin edilen gözetmenler vasıtasıyla 1892 Ağustos’unda gerçekleştirilmiş ve bu sınav sonucunda okulun üçüncü sınıfı oluşturulmuştur. Bu dönemde vilayetlerde açılan mülki yatılı ve gündüzlü idadilerin programları sık sık değişmekle beraber 1898/1899 (Hicri: 1316) tarihli Maarif Salnamesi’nde yer alan bir ders programı aşağıdaki tabloda gösterilmiştir. Derslerin işlenişinde okuma ve ezber metodu yaygın olarak kullanılmakla birlikte, müzakere saatlerine de yer verildiği görülmektedir.

Ziya Gökalp, bir yıllık aradan sonra, 1891 yılı sonbaharında o zaman yeni açılmış bulunan Diyarbakır Mülkiye İdadisinin ikinci sınıfından lise eğitimine başlar. Kendisi, Selanik Sultani Mektebi “Sosyoloji Öğretmenliği” ne başladığı sırada (1910) okul idaresi vasıtasıyla Maarif Vekaleti’ne yazdığı “Resmi Hâl Tercümesi Kağıdı”nda (Özgeçmiş); “İlk eğitim Diyarbekirde’dir. Diyarbekir Askeri Rüştiyesinden 1890 (1306) senesinde Şehadetname (diploma) aldım. Bir sene kadar hususi eğitim gördükten sonra, Diyarbekir Mülki İdadisi açıldı. 1891 (1307) senesinde Mülkiye İdadisinin ikinci sınıfına dahil oldum.” Demektedir.

Bu okulda, “insanlığın şerefini, karakterin mahiyetini başka türlü anlamağa” başlamışlar, arkadaşlarıyla aralarında “büsbütün başka ruhaniyyet husule” gelmiştir: Millet, vatan mefkûreleri; hürriyet, eşitlik aşkları… Gökalp aynı yazısında bu “ruhaniyyet”in oluşumunda “münteşir mektep”in (yaygın eğitim) “müteazzi mektep”e (teşkilatlı, örgün eğitim) galip geldiğine de işaret etmekte ve “çok kere örgün eğitimin cezalandırmak istediği fertleri, yaygın eğitim ödüllendirirdi.” Der. Bugün de büyük oranda geçerli olan bu tespit, “istibdat” devrinin okullarındaki “havayı” aksettirmesi bakımından çok önemlidir.

GENÇ HÜRRİYETÇİNİN İLK EYLEMLERİ

Lise yıllarında, babası Tevfik Efendi’nin nasihatine uyarak yolundan yürüdüğü Namık Kemal havasında bir hürriyetçi olan Ziya Gökalp’in ilk eylemleri de burada gerçekleşir. Bir gün yanındaki arkadaşına değnekle vuran gözetmenin (mubassır) uzaklaşmasından sonra arkadaşları ile kısa bir durum değerlendirmesinde bulunurlar ve idarecilerin bütün değneklerini kırıp, kendilerine bir daha dayak atmamalarını tebliğe karar verirler. Bu kararı uygularlar ve okulda bir daha değnek kullanılmaz. Bu sonuç, eğitimdeki “geleneksel” bir kurumun, hem de Diyarbakır gibi imparatorluğun payitahta oldukça uzak bir şehrinde ve öğrenciler eliyle kaldırılması bakımından dikkat çekicidir. İdadide yaşanan bu olayı Ziya Gökalp 1918 yılında yazdığı bir yazıda şu şekilde anlatmıştır:

“Bilahare, Askerî Rüşdiyesini bitirdikten bir iki sene sonra Mülkiye İdadisine girdim. Orada, aramızda büsbütün başka bir ruhaniyet husule geldi. Burada insanlığın şerefini, seciyesinin mahiyetini başka türlü anlamağa başladık. Ruhumuzda millet, vatan mefkûreleri, hürriyet, müsavat askları uyanıyor, insanların dayak yemek gibi bir zilletten münezzeh olması lâzım geldiğine dair bir kanaat doğuyordu. Bir gün dershanede, mubassırlardan biri elindeki değneği bir arkadaşımıza vurdu. Bu hâdise sınıfta büyük bir galeyanın doğmasına sebep oldu. Sınıf, kısa bir müzakerenin neticesinde, dersten çıkınca mubassırların, muavinlerin ellerindeki değnekleri alıp kırmağa, bir daha Mektep İdare Heyetinden hiç kimsenin değnek taşımayacağını, İdare Heyetine tebliğ etmeğe karar verdi. Bu karar icra edildikten sonra artık mektep idaresi değnek istimaline hiçbir zaman cesaret edemedi.”

SORUŞTURMA AÇILDI

Ziya’nın Mülkiye İdadisinde ikinci, siyasi mahiyetteki ilk eylemi de “milletim çok yaşa!” sözleriyle ortaya dökülen tepkisel olaydır. Dördüncü sınıftan beşinci sınıfa geçeceği günlerde alışılmış bir okul töreninde ve Vali Sırrı Paşa’nın huzurunda, tam “padişahım çok yaşa!” diye bağırılacağı sırada, Ziya ileri atılarak “milletim çok yaşa!” diye bağırır. Derhal bir soruşturma açılır. Ancak, Vali’nin ve Ceza Reisi Molla İsmail Ramiz Efendi’nin yardımıyla, “padişahım, milletinle çok yaşa!” denildi şeklinde gösterilerek adli bakımdan mesele örtbas edilir. Okulda disiplin bakımından olayı örtbas etmekle beraber Ziya Gökalp’in “ahlak notu”ndan üç puan indirir.

Bu konu ile ilgili soruşturma evrakı dahil arşiv belgelerini yayınlayan Sayın Selçuk A. Somel konuyla ilgili önemli makalesinde değişik kaynaklardan ve Ziya Gökalp’in kendi anlatımından şu bilgileri vermektedir. Damadı Ali Nüzhet Göksel’e göre, Ziya Gökalp idadi talebesiyken Vali Sırrı Paşa’nın mektebi teftişi sırasında “Padişahım çok yasa” nakaratı yerine toplanmış çocuklar arasından birdenbire “Millet çok yasa” diye bağırmıştır. Soruşturmalara neden olan bu hadise Göksel’in anlatımında bireysel bir eylem olarak görünmektedir. F. Kırzıoğlu’na göre 1894 Baharı’nda dördüncü sınıftan besinci sınıfa geçeceği sırada Ziya ve kendisi gibi fikirlere sahip arkadaşları bir okul bitimi aksamında mutat “Padişahım çok yaşa” yerine “Millet çok yaşa” diye bağırmışlardır. Bu durum jurnal edilip soruşturma açılmasına karsın Vali Sırrı Paşa’nın

Ziya’nın babasının eski dostu olması, ayrıca Naip ve Midhat Paşa’nın eski dostu olan İstinaf Mahkemesi Reisi İsmail Ramiz Efendi’nin ve buna ilaveten İdadi Müdürü ve Fransızca muallimi Hüseyin Celal Bey’in yardımlarıyla soruşturmanın seyri değiştirilmiştir. Buna göre “Millet çok yaşa” ibaresi “Padişahım milletinle çok yaşa”ya değiştirilerek soruşturma metinlerine girmiştir. Böylelikle Ziya adli cezadan kurtarılabilmiştir. Buna karşılık okul yönetimi Ziya’nın Ahlak dersi notunu 10’dan 7’ye düşürmüştür.

Söz konusu eylemi Ziya Gökalp de nakletmektedir. Vefatından kısa bir süre önce yer ve isimleri farklı vermek suretiyle, cumhuriyetin birinci yıl dönümü dolayısıyla, yani 29 Ekim 1924’den yaklaşık bir hafta önce bir makale dizisi formatında 18-21 Ekim 1924 tarihlerinde Cumhuriyet gazetesi için kaleme almıştır.

ALİ GÜLER

Haberin etiketleri:

ALİ, GÜLER


Haber okunma sayısı: 69

Yazdır

YORUM EKLE

Yorum Başlığı

Yorum

YORUMLAR

  • Bu habere henüz yorum yapılmamış. İlk yorum yapan siz olun.

DİĞER HABERLER


ÜLKE GÜNDEMİ

YILDIRAY ÇİÇEK : Biji Meral'in ve Heval Akşener'in yüzsüzlüğü

Bugün sol, komünist, devrimci, bölücü çevrelerle ittifak ve işbirliği yapan parti Meral Akşener’in

ALİ KUNAK : Zekeriya Alp komitesi güçlü bir profil çiziyor

TFF Başkanı ve yönetim kurulu üyelerinin yarıya yakını geçtiğimiz dönemde de futbolun yönetiminde görev

OĞUZ YILMAZ : Pacta sunt servanda (Ahde vefa)

Rumlar Enosis hayâlinden vazgeçemedikleri için ahde vefa göstermedi.

KONUR ALP KOÇAK : Pacta sunt servanda (Ahde vefa)

Rumlar Enosis hayâlinden vazgeçemedikleri için ahde vefa göstermedi.

İSTANBUL - HAVA DURUMU

ISTANBUL